Ayın Makalesi Yayında! ÇOCUK, ERGEN VE YETİŞKİNLERDE DİYABETLE BAŞ ETME: Psikolojik desteğin önemini fark etme

Psiko-onkolog Elçin Biçer /

Diyabet hastalığı yönetilmesi ve birlikte yaşanması karmaşık bir hastalıktır. Kan şekerini takip etmek, insülin iğnesi olmak, oral yolla ilaç almak, fiziksel aktivite yapmak ve yiyecek düzenini sürekli takip etmek diyabeti ve onunla birlikte nasıl hareket edileceğini çok iyi anlamış olmayı gerektirir. Her an problem çözme ve riski azaltma organizasyonu yapılır. Bu durumda diyabet sadece bedensel bir hastalık değildir, aynı zamanda davranışsal, psikolojik ve sosyal etkileri olan; kişide kendi kendine bakım verme, sağlamlık, kontrol ve güçlenme gerektiren bir hastalıktır dememiz daha uygun olur. Öte yandan, diabetle yaşama adapte olamama halinin hem duygusal durumu hem de yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söylemek de mümkün. Hatta psikolojik sağlığın diyabetle yaşam için çok önemli bir etken olduğu kabul edilmiştir.

Hiç kimse diyabet olmayı kendisi seçmez. Diğer tüm hastalıklar gibi diyabet hastalığı tanısı almak, kişide psikolojik reaksiyonlar getirir. Ailesinde diyabet hastalığı olması/olmaması, yaşı, geçmiş psikiyatrik öyküsü gibi farklılıklar sebebiyle herkes kendine özgü şekilde deneyimler. Tip 1 tanısı almak, bu hastalık sağlıklı, uzun ve mutlu bir yaşama sahip olmanın önünde bir engel olmasa dahi travmatik olabilmekte. Sıklıkla başka komplikasyonların eşlik ettiği Tip 2 tanısı alanlarda, inkar, apati, öfke, utanç, yas gibi reaksiyonlara sebep olabilmekte. Ancak her iki tip diyabet de, iyi yönetilmediğinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple, hastalığa ve hastalığın nasıl yönetilmesi gerektiğine dair eğitimler kişinin yaşam kalitesi ve hastalığın gidişhatı için çok çok önemli bir rol oynamaktadır. Yaşam boyu sürecek bir birliktelik ve günlük yaşantıyı diyabete uyumlu şekilde yapılandırmak psikolojik bakımdan bir ‘diyabet sıkıntısı’ yaşatabilir.

Dünya genelinde yapılan araştırmalarda, Tip1 diyabette 4 kişiden 1’i; Tip 2 diyabette 5 kişiden 1’i ‘diyabet sıkıntısı’ yaşamaktadır. Bu da, diyabetle yaşamı güçleştiren bir duruma sebep olmaktadır. En yaygın görülen sıkıntı, geleceğe dair kaygılar ve ciddi komplikasyonlar yaşama ihtimalidir. Yapısal olarak farklı olmakla birlikte, anksiyetenin eşlik ettiği depresyon görünümündedir.

Diyabet sıkıntısı, her an yaşanmasa dahi, stresli dönemlerde kan şekerinin değişmesi, ve/veya diyabete uyumlu davranışların ihmal edilmesiyle birlikte de ortaya çıkabilir. Bu sebeple, periyodik olarak kişinin stres seviyesi ve stresle baş etme durumu takip edilmelidir. Diyabet, hastanın ruhsal durumuyla ilgili bir ayna tutar bize.

Hepimizin yaşamında farklı dönemlerde farklı seviyelerde deneyimlediği stres, diyabet hastaları için ani yaşamsal bir tehdit ile karşılaştırabilecek, bu sebeple yakından takip edilmesi ve ivedilikle psikolojik destek verilmesi gereken bir durumdur. Anlamlı bir psikolojik destek, hastanın hem stresle baş etme becerilerini geliştirerek hem de iç gücünü arttırarak günlük yaşam kalitesini iyileştirmeye ve strese bağlı şeker seviyesini kontrol altında tutmasına katkı sağlar.

Diyabetli hastalarda yaygınlıkla karşılaşılan ve psikoterapötik çözümler gerektiren temel sıkıntılar şu şekildedir:   

Hipoglisemi/hiperglisemi korkusu, diyabet spesifik psikolojik destek gerektiren ve iki tipte de 7 kişiden 1’inde görülen korkudur. Hastaların çoğu, atak geçirerek topluluk içinde bilinç kaybı yaşama ihtimalinden, kaza geçirmekten, yaralanmaktan ve sosyal ortamlarında mahcup edici durumlar yaşamaktan, hatta nadiren de olsa en kötü senaryoyu hayal ederek ani ölümden korkmaktadır. Hipoglisemi ve hiperglisemi konusunda bilinçli ve dikkatli olmak, diyabetli yaşamın gerekliliklerindendir ancak bu duruma aşırı derecede korkunun eşlik etmesi hem hastanın hem de ailesinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Hastanın yalnız kalması, tek başına aktivitelere katılması, tek başına dışarı çıkması dahi ailesinde kaygı ve uyku bozukluklarına  yol açabilir. Ek olarak, önceki hipoglisemik/hiperglisemik deneyimi travmatik olmuş bir hastanın hipoglisemi/hiperglisemi korkusu, travma sonrası stres bozukluğuna yol açmış olabilir. Ya da, hipoglisemi/hiperglisemi korkusu olarak görünen tablo, geçmişte ya da halen zaten var olan bir kaygı bozukluğunun göstergesi olabilir. Bu bakımdan, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini arttırmak adına, psikolojik müdahaleleri diyabet tedavisinin bir parçası olarak görmek önemlidir.

İğne fobisi: Diyabet hastaları arasında iğne fobisi çok yaygın olmamakla birlikte, iğne fobisi olan hastalarda hastalığın gidişhatını olumsuz etkileyecek tedavi edilmesi gereken bir fobidir. İnsülin tedavisine başlamaya karşı direnç oluşturduğu için tedaviye uyumu bozabilir ve hastalığı ciddi bir tabloya sürükleyebilir. Kan şekerini günlük hayatı bozacak derecede fazla sıklıkta ölçme davranışı gelişebilir. Düşük seviyelerdeki iğne fobisi, hastanın insülin almasının önünde engel yaratmasa da, enjeksiyon sırasında anksiyetenin yükselmesiyle kalp atışı yükselir, akabinde tansiyon düşer, gözlerin kararması, terleme, bayılma ya da bulantı görülebilir. Günlük yaşamın bir parçası olan insülin tedavisinde, enjeksiyon sırasında fobiye bağlı yaşanan bu reaksiyon kişinin yaşam kalitesini düşürürken genel duygudurumunu, hastalık ve tedavi algısını olumsuz etkiler. İğne fobisine yönelik psikolojik müdahalelerle, hastanın tedaviye uyumu ve yaşam kalitesi arttırılabilir.  

Çoğunlukla, diyabet hastaları özellikle geleceğe dair riskleri, olduğundan daha yüksek görme eğilimindedirler. Çoğunlukla bu kişiler, duygusal olarak zorlananlar, kaygılı ve depresif özelliklere sahip olanlardır.

Depresyon: Kronik hastalıklarda en az 2 hafta boyunca süregelen günlük yaşamdan keyif alınmaması, hiçbir şeye ilginin olmaması, genel modun düşüklüğü gibi semptomlar bize majör depresyonu işaret eder. Buna ek olarak, enerji düşüklüğü/halsizlik, uyku düzeninde bozulmalar, kiloda değişimler, konsantrasyon güçlüğü, değersizlik ve suçluluk hisleri, sıklıkla ölüm düşünceleri eşlik eder.

İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastaları arasında 3 kişiden 1’inde; insülin kullanmayan tip 2 hastalarda 4 kişiden 1’inde; tip 1 hastalarda 5 kişinden 1’inde orta ve ciddi düzeyde majör depresyon görülmektedir. Bu oranlar, genel popülasyonda görülenin 2-3 katıdır. Depresyon deneyimleyen kişiler tip 2 diyabete daha eğilimlidir. Depresyon, dikkate alınması gereken ve psikoterapilerle tedavi edilebilen bir mental sağlık problemidir.

ÇOCUK DİYABETLERİNDE KARŞILAŞILAN PSİKOSOSYAL DURUMLAR:

Çocuklarda görülen diyabet hastalığı, tüm aile için herhangi bir yaşam tehditi getiren hastalıkta olduğu gibi yas, öfke, inkar, depresyon ve kabullenme süreçlerini de beraberinde getirir. Çocuklarda, diyabete uyumlu hale gelmek 6-9 ay arası bir zaman alırken, anne-babaları için 9-12 ayı bulmaktadır.

Günlük yaşantıyı, beslenmeyi, fiziksel aktiviteleri ve duygu durumunu her an yönetmek gereken bir hastalık olarak diyabette, ebeveynlerin sorumluluğu kat be kat arttırmaktadır. Genel stres faktörlerinin yanı sıra, anne-baba arasındaki çatışmalar, boşanma, taşınma gibi çocuğun hayatına olumsuz yansıyan durumlar kan şekerinde de değişimlere sebep olabilir. Çocuğun hastalık deneyimi ve nasıl baş ettiği, ebeveynlerinin bu hastalığı ne kadar uyumlu yönetebildiğine ve verdikleri bakıma bağlıdır.

Çocuğun hastalıkla ilişkili ruhsallığını tutabilmek, anne-baba olarak uyumlu ve iyi bir ekip olarak hareket etmek, anne-babanın hastalığa dair kendi psikolojik süreçleriyle baş edebilmeleri, bakım vermeye dair tüm takipleri sürdürme sorumluluğu düşünüldüğünde çocuk diyabetlerinde ailesel olarak psikososyal destek vermenin büyük bir ihtiyaç  olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Çocuklarda hastalıkla bağlantılı duygusal reaksiyonların yanı sıra, davranışsal problemlerin çoğu aile içindeki uyumla ilgilidir. Bazı araştırmalarda, diyabeti olan erkek çocuklar, olmayanlara göre daha agresif bulunmuştur. 

Okul çağı çocuklarda, diyabet hastalığı psikososyal gelişimini etkileyen bir faktör olabilmekte. Akranlarından farklı olduğunu hissetmek, her an bir hastalığının olduğunu hissetmek, gün boyu dikkat etmesi gereken şeyler olduğundan belirli bir disiplin içinde olmak, sık sık yapılan doktor ziyaretleri, güvende olduğuna dair ebeveynlerin endişesi ve takip amaçlı okuldaki sosyal hayatın içinde diğer ebeveynlere göre daha sık yer almaları gelişim sürecinde çocuğu etkileyen faktörler arasında sıralanabilir. Okulda olması sebebiyle, ebeveynlerin hastalığı takibi bir miktar daha güçleşmektedir. Çocuğun farklılık yerine akranları “gibi” olma isteğinin hüküm sürdüğü bu yaşlarda, okul ortamında her an farklılıklarıyla karşılaşması, sadece farklı beslenmesi ve arkadaşlarının yiyebildiği şeylerden ‘mahrum’ kalması ve bunun yarattığı duygusal reaksiyonlar dahi anne-babanın her gün yeniden baş etmesi gereken bir faktör olarak yaşanabilir.

Ergenlik çağında ise, ergenliğin doğası gereği geleceği düşünerek hareket etmek yerine daha çok “şimdi ve burada”ya odaklandıkları için, hastalığa uyumlu olmayan riskli davranışlar göstermeye daha eğilimlidirler. Hastalığın getirebileceği komplikasyonlara karşı daha duyarsız yaklaşabilirler. Araştırmalar, kızların yeme bozukluğu ve menstüral dönemlerinde erkeklere göre diyabetle baş etmede daha güçlük yaşadıkları görülmektedir. Özellikle ebeveyn takibi ve desteğinin yeterince işlevsel olmadığı durumlarda, ergenin okul, arkadaş ve sağlık profesyonellerinin desteğine daha fazla ihtiyacı vardır. Anne-babalar aşırı korumacı olmakla ihmalkar olmak arasında dengeyi kurmakta zorluklar yaşayabilir. Akran davranışları, riskli davranışlara teşvik etmesi bakımından bazen tehdit edici olsa da, sağlıklı arkadaşlık ilişkileri ergenin diyabetle uyumlu yaşamasını olumlu yönde destekleyen bir destek kaynağı da olabilir. Bu bakımdan, ergenlik sürecinde hem hastaya hem de ebeveynlerine psikososyal destek vermek hem günlük hayatlarında hem de uzun vadede anlamlı katkı sağlar.  

Kaynakça:

  • Hendrieckxx C, Halliday JA, Beeney LJ, Speight J. Diabetes and emotional health: A Practical Guide for Healthcare Professionals Supporting Adults with Type 1 and Type 2 Diabetes. London: Diabetes UK, 2019, 2nd Edition(UK).
  •  Guthrie DW, Bartsocas C, Jarosz-Chabot P, Konstantinova M. Psychosocial Issues for Children and Adolescents With Diabetes: Overview and Recommendations. Diabetes Spectrum 2003 Jan; 16(1): 7-12.

Yayımlandığı Tarih: 11 Haziran 2019