Eskiden çocuklara hiçbir şey sormazdık…

Eskiden çocuklara neredeyse hiçbir şey sorulmazken, çocuklara herşeyi sormaya nasıl geçtik?

Eskiler bilirler, çocuklar kendilerine ne sunulur ise onu kabullenirlerdi. Çocuğa ne zaman bisiklet alınacağına baba karar verir ve uygun bulduğu bisikleti alırdı. Annesi ne pişirdi ise çocuklar onu yerdi. O zamanların çocukları hiç ummadıkları bir anda istekleri  yerine getirildiğinde büyük bir mutluluk duyarlardı. Ödüllendirilmiş gibi hissederlerdi.

Sonra ne oldu da bu durumdan keskin bir manevra ile döndük ve çocuklara neredeyse her konuda ne istediklerini sorar olduk bilmiyorum. “Bu akşam ne yemek istersin?” “Hangi okula gitmek istersin?” “Hafta sonu ne yapmak istersin?” “Doğum günü hediyesi olarak ne istersin?” “Hangi sporu yapmak istersin?” “Eve hangi arkadaşını çağıralım?” “ “Hangi restauranta gidelim?” “Yaz tatilinde nereye gidelim?” “Hangi yaz kampına gitmek istersin?” “Saçlarını nasıl yapalım?” Ne istediklerinin bu kadar çok sorulması karşısında çocuklar istekleri yerine gelince “normal” kabul etmeye, yerine gelmeyen isteklerine ise isyan etmeye başladılar. Daha mutlu olmadıkları gibi “ne istedikleri”ni düşünmek ve bilmek de pek çoğuna ağır geliyor. Ne istediklerine karar veremeyen bir yığın çocuk var.

Anne babalar ise panik halinde çocukları “mutlu” etmek için pervane gibi onların çevrelerinde dönüp durmaya ve giderek daha da gerginleşmeye başladılar. Pek çoğunun içini kemiren suçluluk duygusu azımsanmayacak derecede. Acaba sahip oldukları çocuğun ihtiyaçları karşılanabiliyor mu? Onun arzu ve isteklerini yerine getirebiliyorlar mı? Iyi anne baba olabiliyorlar mı? Peki ya çocuklarının yerine getiremedikleri istekleri ne olacak? Ofisime gelen pek çok anne baba “Bizim için ne dedi? Bizden memnun mu?” sorusunu sorduklarında oldukça şaşırıyorum.

Çocuğun bu denli merkeze alınmasının, yetişkinlik yaşamlarında pek çok soruna yol açabildiğine ruh sağlığı uzmanları olarak tanık oluyoruz. Haz odaklı çocuklar… Öfkeli çocuklar… Çalışmak istemeyen gençler…

Ulaşamayacakları hedefler koyan ve ulaşamadıklarında herşeyden vazgeçen gençler… Az çalışıp çok kazanmak isteyen gençler… Günlük yaşayan gençler… Sadece akşamları dışarı çıkmak ve tatile gitmek için para kazanmayı yeterli bulan gençler… Yaşamı anlamsız bulan gençler… Bunlar biraz da bizim eserlerimiz değil mi?

Çocuklara herşeyi sormak sürekli o anda ne istediklerine odaklanan ve böyle mutlu olacaklarını sanan bir nesil yetiştirmemize yol açmış olabilir.  Bu nesil büyük olasılıkla mutluluğun anlık olduğunu sanıyor. Oysa anlık olan genellikle sadece hazdır ve gelir, keyif verir ama geçer gider. Canınız çok çikolata ister, yersiniz, çok da keyif alırsınız ama kısa sürer. Mutluluk ise daha uzun sürelidir. İnsanlara, çevreye, dünyaya faydalı olduğunu düşündüğünüz anlamlı bir iş yaparsınız ve bununla gurur duyarsınız. Bu duygu uzun sürer. Yaşam hazlardan ibaret olduğunda anlam kaybı yaşanır. Anlam kaybı ciddi psikolojik sorunlara davetiyedir.

Sonuç olarak, çocuklara sormak isteyeceğimiz konuları iyi ayırd etmek önemli bir ebeveynlik becerisidir. Onlarla direkt ilgili olmayan, sadece ebeveynleri ilgilendiren veya ebeveynin koşullarına bağlı olarak karar verilmesi gereken konuları çocuklara sormak uygun değildir. Mesela tatil bütçesi sınırlı olan bir ebeveynin “nereye gitmek istersin?” diye sorması ciddi sorunlara yol açacaktır. Zira çocuk Maldivler’e gitmeyi seçebilir. Çocuğa tatilde  Bodrum’da bir otele gideceğinizi söylemeniz yeterlidir. Bu konu anne ve babanın koşullarına göre karar vermesi gereken bir konudur. İlla sormak istiyorsanız çocuğa tatilde Bodrum’a mı? Ayvalık’a mı gitmek isteyeceğini sorabilirsiniz. Tabii Ayvalık da anne babaya da uygun bir alternatif ise.

Aslında çocuklar seçenekli soruları daha çok severler. “Kırmızı pantalonunu mu? Yoksa beyaz pantalonunu mu? giymek istersin”, “Yemekte fasulye var ama et olarak köfte mi istersin? Pirzola mı?”, “Haftasonu teyzene mi gidelim? Yengene mi?”, “Doğumgününde yeni bir çanta mı istersin? Bot mu?”, “Saçını at kuyruğu mu yapalım? Örelim mi?”, “Akşam yemeğinden sonra çikolata mı istersin? Dondurma mı?”.

Seçenekli sorular çocuklar için ağır değildir. Sadece iki alternatif vardır. Üstelik bu iki alternatif anne baba için de uygundur. Çocuklar hem seçim yapmanın coşkusunu yaşarlar, hem de seçim konusunda sınırları olduğunu farkına varırlar.

Tabii anne ve babaların seçenek konusunu takıntı haline getirmemeleri de oldukça önemli. Kendisine sürekli seçenek sorulan çocuklar da bundan rahatsız olacaktır. Bazen sadece anne ve babanın karar vermesi, bazen sadece çocuğa sorulması, bazen de seçenekli sorular sorulması ve bunlar arasında bir denge sağlanması en sağlıklı olan olacaktır.

Ne dersiniz? Belki de bir tutum değişikliği ile daha mutlu, mücadeleci ve zorluklar karşısında yılmayan bir nesille karşılaşma olasılığımızı biraz olsun güçlendiririz.

Yayımlandığı Tarih: 8 Aralık 2018