Öğrenmeyi Etkileyen Duygusal Sorunlar

Öğrenmeyi Etkileyen Duygusal Sorunlar

Psikolog, Nur Dinçer Genç /

Çocuklarda öğrenme ile ilgili yaşanan zorluklar söz konusu olduğunda, başlıca nedenler öğrenme bozukluğu, dikkat eksikliği gibi sorunlardır.

Öğrenme bozukluklarını genel olarak, kişinin zekası normal ya da normalin üstünde olmasına ve standart eğitim almasına rağmen okuma, matematik ve yazılı anlatımda kendinden beklenen-yaşına uygun başarıyı gösterememe durumu olarak tanımlayabiliriz. Öğrenme bozukluğu da kendi içinde okuma bozukluğu (disleksi), yazma bozukluğu ve matematik bozukluk olarak ayrılabilir. Yani bazı çocuklar okumakta zorluk çekerken, bazıları sadece yazmakta, bazıları ise matematikte zorlanabiliyor.

Öğrenme bozukluğunda aşağıdaki belirtileri gözlemleyebiliriz:

  • Dikkatlerini yaptıkları işe verseler bile anlamakta ve öğrenmekte zorlanırlar.
  • Öğrendiklerini ya da söylenenleri hatırlamakta güçlük çekerler.
  • Yazıları, okumaları bozuktur, okuma ve yazma hızları düşüktür.
  • Problem çözerken adımların sırasını karıştırırlar.
  • Matematik terimlerini, kavramları ve işlemleri anlama ve adlandırma da güçlük çekerler.
  • Çarpım tablosunu öğrenmede ve hatırlamada zorluk çekerler.
  • Yazarken ya da okurken harfleri karıştırırlar, harf, hece atlar, ters okur ya da yazarlar. (b yerine d, ev yerine ve gibi)
  • Okurken gözlerinin ağrıdığından, yazarken ellerinin ağrıdığından şikayet ederler.
  • Sağ-sol, alt-üst gibi kavramları karıştırırlar.
  • Zaman kavramlarını (dün-bugün-yarın-ay-hafta-gün-saat gibi) karıştırırlar.
  • İmla kurallarını unuturlar.
  • Yaptıkları bir hatayı defalarca tekrarlar

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (Hareketlilik) bozukluğunu ise, çocuğun yaşına ve durumuna uygun olmayan hareketlilik ve dikkatini verememe durumu olarak tanımlayabiliriz.

Belirtilerine bakacak olursak;

Dikkat Eksikliği ön planda ise;
• Dikkatlerini belirli bir noktada yoğunlaştırmakta güçlük çekerler.
•Dağınıktırlar. Masaları, çantaları, eşyaları düzensizdir.
•Okula eksik malzeme ile gider veya okuldan eve eksik malzeme ile dönerler.
•Unutkandırlar.
• Zihinsel çaba gerektiren işlerden rahatsızlık duyarlar ( örn; ödev ve yazı işi) ve zorlanırlar.
•Ayrıntıları kaçırırlar.
•Sık sık hayale dalarlar. Kafası sürekli bir şeylerle meşgul gibi görünürler.
•Eşya kaybederler.
•Sıçrayan bir ilgileri vardır, bir şeyle uğraşırken başka bir şeye kolayca kayıverirler.
•Yönergeleri baştan sona takip etmede zorlanırlar.
•Başladıkları bir işi tamamlamada güçlük çekerler.

 Hareketlilik ön planda ise;
• Yerlerinde oturmakta güçlük çekerler.
• Çok konuşurlar. Başkalarının sözünü keserler, sınıfta parmak kaldırmadan konuşurlar, sıralarını beklemekte zorlanırlar.
• Oturarak oynanan sakin oyunlardan çabuk sıkılırlar.
• Kurallara uymakta güçlük çekerler.
• Akıllarına estiği gibi davranır, sonuçları düşünmezler.
• Yemek yerken, ödev yaparken ve televizyon izlerken sık sık yerlerinden kalkar, gezinirler.
• Sabırsızdırlar, dinlemekten hoşlanmazlar.

Öğrenme Bozuklukları ve Dikkat Eksikliği / Hiperaktivite sorunları öğrenmeyi doğrudan etkileyen sorunlar olmakla birlikte, bunların dışında öğrenmeyi doğrudan etkileyen duygusal sorunları, bazen aileler ve eğitimciler kolayca gözden kaçırabilirler.

Öğrenmemiz duygularımızla yakın bir ilişki içindedir. Yaşama dair birçok bilgiyi duygularımız yoluyla elde eder, deneyimler ve hafızamıza yerleştiririz. Her birimiz geçmişteki okul yaşantılarımızı düşündüğümüzde, en çok aklımızda kalan bilgilerin en sevdiğimiz öğretmenin anlattığı, olumsuz ya da olumlu ilginç anısı olan bir olayla bağlantılı ya da çok eğlendiğimiz arkadaşlarımız ile çalıştığımız konulara ait bilgiler olduğunu fark edebiliriz. Duygularımız işin içindeyse, düşüncelerimiz de bundan etkilenecektir. Yoğun duygular yaşadığımız bir anda ya da ortam içinde, düşünme becerilerimiz engellenebilir ya da tam tersi duygularımızın sağlıklı ve dengeli bir şekilde yaşandığı bir öğrenme ortamı öğrenmemizi pozitif olarak etkileyebilir.

Duygular, neyi öğrenmek isteyip istemediğimize karar vermemizi, yeni bir bilgiye ilgi göstermemizi, başaramayacağımız konusunda bizi kaygılandıran bir bilgiden kaçmamızı,  başardığımız konulara ise giderek merak ve ilgimizin artmasını sağlarlar.

Eğer çocuk, pozitif duygular yerine negatif duygular hissediyorsa, örneğin sabah evden çıkarken annesi tarafından azarlanarak okula yollandıysa hissettiği öfke, üzüntü, kaygı gibi duygular o sabah öğrenmeye iyi bir başlangıç yapmasını etkileyecektir. Aksi durumda ise pozitif duyguların yoğunluğu öğrenme kanallarının açık olmasına, ilginin artmasına yarayacaktır. Duyguların negatif olması kadar önemli bir nokta da kontrol edilemeyen duygulardır. Aşırı heyecan, aşırı öfke, aşırı sevinç, aşırı kaygı gibi çocuğun yönetemediği pozitif ya da negatif duygular da gün boyunca öğrenmeye olan ilgisini etkileyeceklerdir.

Hangi duygusal sorunlar öğrenmeyi etkiler?
Çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine ait özellikleri tanımak ve yaşına ait davranış ve becerileri gösterip gösteremediğini takip edebilmek ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir durumdur. Bazı yaş dönemleri çocuğun daha içe kapandığı ya da tam tersi ilgiyi çekmek adına fazlasıyla dışa vurumcu davranışlar gösterdiği dönemlerdir. Bu bilgilere sahip olan bir anne babanın çocuğunu “sorunlu çocuk” olarak adlandırmayacağı, tam tersi destek olacağı açıktır.

İlkokula başlayan bir çocuk artık bağımsızlaşmayı, kendine güvenmeyi, sorumluluk almayı, kurallara uymayı ve sosyalleşmeyi yeterince öğrenmiştir. Duygularını ifade eder, başkalarında yarattığı duyguları fark eder. Soyut düşünce yavaş yavaş gelişmektedir. Yeni deneyimlere açıktır, deneme yanılma yolu ile sorunlarını çözmeyi öğrenir. Bir şeyleri başarabildiğini göstermek ister ve bunun sonucunda da beğenildiğinin ifade edilmesini bekler. Başarabildikleri konusunda takdir aldıkça kendine güveni hızla gelişir. Toplumun kurallarını öğrenmeye ve onlara uymaya başlamıştır. Cinsiyetine özgü rolünü ve davranışını kavramıştır. Bu dönemde bir gruba ait olmak, işbirliği yapmak, paylaşmak çocuk için önemlidir. Rekabet duygusu gelişmektedir. Artık anne babaya daha az bağımlı hale gelmiştir. Ortaokul süreci ile birlikte ergenlik dönemine hızlı bir geçiş yaşanacaktır. Bu dönem de genç kendi mahremiyetine daha fazla önem gösterecek, kuralları sorgulayacak ve ebeveynlerden uzaklaşıp, arkadaşlarına yaklaşacaktır.  Bu hızlı gelişim ve değişim süreçlerinin yarattığı sıkıntılar elbette olacaktır. Ancak bu değişimlerin her birini bir sorun alanı olarak görmek, çocuğu “sorunlu çocuk” olarak algılamak ya da her ergenin mutlaka sorun dönemi içinde olduğunu düşünmek yanlış olacaktır.

Bu noktadan yola çıkarak çocuklarda ve gençlerde hangi duygusal sorunlara dikkat edilmesi gerektiğine bakılacak olursa, psikolojik travmalar, kaygı sorunları, davranış ve uyum sorunları ( uyku, yeme bozuklukları, tuvalet sorunları, kurallara uymama, duyguları kontrol etme de zorluk vs.) ve çocukluk dönemi depresyonları ön planda olan sorun alanlarıdır.

Bu sorun alanlarının bazılarını tanımak ve fark etmek birçok ebeveyn için kolay olsa da, bazı alanları ancak uzman yardımı ile saptamak söz konusudur. Çocukların yaşamlarını doğrudan etkileyen travmalar arasında, ailede kayıp, boşanma, hastalık ve kaza gibi nedenleri sıralayabiliriz. Ancak evde veya okulda zorbalığa maruz kalmak, cinsel istismar, ders başarısızlığına bağlı ortaya çıkan aşırı eleştirilme gibi sorunlardan kaynaklı bir çok travma, ebeveyn ve öğretmenlerin gözünden kaçabilir. Çocuğun akademik başarısında ani değişimler, oyuna ve arkadaşlara karşı isteksizlik, gelecek planlarına ilgi duymama, fiziksel hastalıkların sık ortaya çıkışı gibi belirtileri göz önünde tutmak doğru olacaktır.

Çocukluk çağı depresyonu, yetişkin depresyonundan farklıdır. Günlük aktivitelerine devam etse de- okula gitmek, arkadaş ile buluşmak vs gibi- yaptığı işlere dikkatini yoğunlaştırmada zorlanır, geri çekilme, içe kapanma, ilgi ve etkinliklerde azalma şeklinde ya da tam zıttı olarak saldırganlık, öfke, huzursuzluk ve davranış bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Genellikle bunlara iştah ve uyku ile ilgili sorunlar eşlik eder. Uyku bozuklukları, yalnız uyuyamama, gece korkuları; iştah bozuklukları, kilo alamama ya da tam tersi aşırı yeme ve kilo alma gibi belirtiler gösterir. Bazen fiziksel yakınmalar (sık karın ağrısı, baş ağrısı, alt ıslatma gibi) gözlenir. Ayrıca okul başarısında belirgin düşmeler, okula, derse ve ödevlere ilgisizlik de görülür. Çocukluk depresyonlarının kaynağı olarak, aile içi sorunlar, çocukta var olan öğrenme sorunları ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan aile tarafından aşırı eleştirilme, beklentileri karşılayamama endişesi, arkadaşlar tarafından alay konusu olma, sınav kaygısı, ve diğer travmaları sıralayabiliriz.

Davranış ve uyum sorunlarına bakacak olursak, uyku ve yeme bozuklukları, tuvalet sorunları ( alt ıslatma, tuvaletini tutma, kabızlık), konuşma bozuklukları (kekemelik başlaması),içe kapanıklık ya da saldırganlık, öfke kontrolsüzlüğü, tikler yani tekrarlayan davranışlar, yalan söyleme davranışının tekrarlanması, başkalarının eşyalarını izinsiz almak, aşırı hareketlilik ve korkuları sayabiliriz. Bu sorunların da kaynağında yine benzer şekilde aile içi sorunlar, yanlış ebeveyn tutumları, öğrenme ve dikkat sorunları, kaygıyı arttıran olaylar, travmalar yer almaktadır.

Gerek travmalar, gerek davranış ve uyum sorunları hafiften ağıra, değişik derecelerde ortaya çıkabilir. Bununla beraber, sözünü ettiğimiz bu sorun alanları dışında çocuğun günlük yaşantısında ortaya çıkan ve kısa sürede çözüm getiremediği – sınıf takımına alınmama, teneffüste arkadaş ile darılma vs-  gibi problemler de öğrenmeye olan ilgisini etkileyecektir. Aklı biraz önce arkadaşı ile teneffüste ettiği kavgada olan bir öğrenci, öğretmeninin tahtada anlattığı matematik dersine ne kadar ilgi gösterebilir?

Yaşanan duygular ne kadar güçlüyse, beyin o kadar güçlü şekilde uyarılır.  Duygular dışa vurulduğunda kişi kendini rahatlamış ve gevşemiş hisseder, tam tersine duygular ifade edilmediğinde beyin, öğrenmeye doğrudan etki eden kimyasal salgılarını salgılamaz. Öfke, kaygı, mutluluk ve heyecan gibi duygular ne kadar güçlüyse, beyin o kadar güçlü uyarılacaktır.

Duygular öğrenmeyi bu kadar güçlü etkiliyorsa, öğrenme sürecinde duyguları bir fırsat olarak kullanmakta mümkün olabilir mi?

  • Yeni öğrenilen bilgiler ile ilgili pozitif geri bildirimler vermek çocuğun konuyu akılda tutmasını sağlayacaktır. Yeni bir konuyu öğrenmenin kendini geliştirdiğini hissettirmek, öğrenilen bilginin günlük yaşamında yaratacağı farkları fark ettirmek konunun uzun süreli kalıcı olmasına ve kullanılmasına yardımcı olur.
  • Yapılan araştırmalar, öğrenmenin hemen ardından duyguların işin içine katılmasının anımsamayı arttıracağını söylüyor. Yapılan bir ödev ya da çalışma sonrasında bu çalışmada hoşuna giden yönler, fark ettiği ilginç noktalar, hoşuna gitmeyen kısımlar hakkında tartışmak, çalışma sırasında ve bitiminde hissettiği duygular hakkında paylaşımda bulunmak – eğlenceliydi, başardığımı hissettim, zorlayıcıydı, sıkıcıydı, merak ettim gibi- hem yeni konulara ilgiyi arttıracak hem de öğrenilen konunun pekişmesini sağlayacaktır.
  • Güncel olaylar ile öğrenilen bilgilerin birleştirilmesi ve duygularla ifade ettirilerek anlattırılması, öğrenmeyi ve anımsamayı kolaylaştıracaktır. Öğrenilen konunun günlük yaşantısında yaratacağı farkları tartışmak ve bu durumun hissettirdiklerini paylaşmak bunu pekiştirecektir.
  • Çocukluk döneminde karşılaşılan her zorluk ya da yaşanan olumsuz duygu çocuğun negatif yönde etkilenmesine neden olmaz. Bazı zorluklar tam tersine çocuğun gelecek yaşantısı için bir öğrenme fırsatı sunarlar. Örneğin, korkuyu hissetmezsek, hayatta kalabilme becerilerimizi geliştiremeyiz. Çoğunlukla sabırsızlık ya da sıkılma duygusu yaşayan çocukların, bu duygularını pozitif bir yaşantıya dönüştürme fırsatı varsa hızlı bir öğrenme gerçekleşecektir. Canı sıkılan bir çocuğa ailesi tarafından anında çözümler sunulması, çocuğun her anını bir eğlence ile doldurmaları gerçekte öğrenme yolunda bir engeldir. Olumsuz gibi görünen “sıkılmak” duygusu, yaratıcılığını işe koşarak yeni şeyler keşfetmeyi ve kendini oyalayabilmeyi öğretebilecektir.

Yararlanılan Kaynaklar:

Gander M.ve Gardiner H. Çocuk ve ergen gelişimi.(2007)

Beyin ve İç Dünya. Mark Solms ve Oliver Turnbull (2013)

Yayımlandığı Tarih: 5 Eylül 2017